Aktüel : 28 Haziran- 4 Temmuz 2001 / Sayı: 519

AVLUDAKİ  27  MAYIS  DUVARI

Hülya Koçyiğit’in Dönüş Projesi: “ŞELLALE”

Cekim mevsimindeyiz. Yeni sezonda izleyeceğimiz filmler için arka  arkaya ''motor'' deniyor. Çekimleri Antakya'da süren ''Şellale,'' 27 Mayıs öncesinde biri DP'li, diğeri CHP'li iki kardeşin çekişmelerini trajikomik bir dille anlatıyor. Yönetmen Semir Arslanyürek.

 

Son derece sıcak bir haziran günü, öğleden sonrası... Akşam yemeği efekti yaratmak için üstüne ''kara çarşaflar'' gerilmiş bir avlu köşesi. Ekip birkaç provadan sonra çekimlere girişiyor. Çekimler sesli ya-pıldığı için yan tarafa dizilmiş yöre halkın dan insanlara da, öğrenci muamelesi çekiIiyor: ''Lütfen sessizlik, kendi aramızda konuşmayalım.'' Ardından da yönetmen Semir Arslanyürek'in komutuyla Hayk'ın kamerası harekete geçerek, bir yer masası etrafında toplanmış olan ve Hülya Koçyiğit, Aykut Oray gibi isimlerin yer aldığı ortamdan, kadrajlar yakalıyor. 1956, Antakya doğumlu Semir Arslanyürek, 1979-86 yılları arasında Soyvetler Birliği Devlet Sinema Enstitüsü'nde sinema eğitimi gördü. 1993'ten beri de Marmara Üniversitesi Güzel Sanaflar Fakültesi Sinema - Televizyon Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak

çalışıyor. Anlayacağınız, "çekirdekten'' okullu bir yönetmen. 1993'te, çöken bir sistemin altında kalan bireyleri anlattığı''Vagon''la uzun metrajı denedi. Çeşitli aksilikler yüzünden ''Vagon'' bir türlü seyirci önüne çıkamadı. Temiz bir kopyayla birlikte bu filmi izleme olanağına çok yakında kavuşacağız. Yukarıda, set ortamını kısaca tarif etmeğe çalıştığımız ikinci filmi''Şellale'' de yolda.

 Suya yazılan rüyalar...

 ''Şellale,''27 Mayıs 1960 öncesinde Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ve politik duruma bir ailenin trajikomik öyküsüyle yaklaşıyor. Olaylar, 1960 yılında askeri müdahaleden iki ay öncesinde, Antakya'nın Harbiye beldesinde geçiyor. Biri Demokrat Partili, diğeri ise CHP'li iki kardeş arasında farklı siyasi tercihlerden kaynaklanan bir çekişme vardır. lki kardeş birbirlerinin yüzünü bile görmek istemezler ve bu yüzden evlerinin bulunduğu ortak avluyu yüksekçe bir duvarla ayırırlar. Ama bu duvar da onların birbirleriyle olan sürtüşmesine derman olmaz.

Film ana eksende bu öyküyü anlatırken, arkaplanda da Harbiye'nin ünlü şeIalesine ait söylenceyi kadrajlarının arasına katıyor. Kasabadaki eski bir geleneğe  göre ahali rüyalarını şelaleye anlatmakta, böylelikle rahatlayacaklarına inanmaktadır. Çünkü inanışlarına göre "rüyalar sadece akan suya anlatılır ve yorumları Yusuf peygambere aittir.'' lşte bu şelalenin su miktarını arttırıp kasabada baraj yapmak isteyen bir inşaat ekibi ortalığı karıştıyor (Onemli not: Film, ismini bu şelaleden almasına karşın ''ŞeIlale'' adıyla  gösterime çıkacak; çünkü Antakya ağzında şelale sözcüğü ''şeIlale'' olarak kullanılmakta).

Yarı otobiyografik...

Daha önce  Tabutta Rövaşata, Güneşe Yolculuk gibi Türk sinemasının son dönemdeki başarılı yapımlarına destek veren lFR'nin yapımcılığını üstlendiği ''Şellale'' için geçen hafta içinde Antakya'ya doğru bir yol culuk yaptık ve çekimlerde bulunduk. Dinler mozaiği olan ve tarihin kimi dönemeçlerini bizzat şahitlİk etmiş olan bu güzel yurt köşemizde, başta Hülya Koçyiğit olmak üzere Aykut Oray, Ali Sürmeli vs. gibi isimlerin yer aldığı çekimler pür neşe sürerken biz de birkaç anektod ve görüntü yakaladık. Sinemanın teorisine de kafa patlatan yönetmen Semir Arslanyürek, yetişme tarzı olarak Rus ekolüne yatkın olduğu için onun özellikle üslup konusunda nasıl bir tavır takınacağını merak ediyorduk. Arslanyürek, Rus ekolünü ilk filmi ''Vagon''da uyguladığını bu kez Akdeniz kanı taşıyan, sımsıcak bir öykü anlatma niyetinde olduğunu söyledi. Film, basında muhtemelen ''Hülya Koçyiğit'in dönüş projesi'' olarak yansıtılacak. Biz de bu konuda, niye Koçyiğit'i seçtiğini sorduk yönetmene. ''Bu yarı otobiyografik bir öykü. Benim annem, tıpkı Gorki'nin “Ana” sındaki karakter gibidir. Açıkçası onu hayal ettiğimde hep Hülya Koçyiğit gelirdi gözümün önüne. Hatta bu projede Hülya Hanım olmasa, senaryoyu değiştirme niyetindeydim.

Görüntü yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu'nun ''Herkes Kendi Evinde''sinden hatırladığımız Hayk Kirakosyan'ın yaptığı fi1min, şu anda ortası. Daha15-20 günlük bir çalışma takvimi daha var. Antakya tarihinde de hatıralarda yer alan kavga-dövüşlü 1 Mayıs sahnesinin de çekileceği film, Antalya Film Festivali'ne yetiştirilmeye çalışılacak.

Türk sineması adına başanlı bir proje olması dileklerimizle...

 

“GÜL GİBİ GEÇİNİP GİTTİK”

Yeşilçam'ın efsanevi starlarından Hülya Koçyiğit, 10 yıl sonra kamera önünde. Koçyiğit'le hem filmi, hem de geride kalan yılları konuştuk...

. * Uzun süredir ortalıkta yoktunuz. Bu projeye niye evet dediniz?

Yönetmen Semir Arslanyürek sevdiğim. inandığım bir insan. Ben de uygun bir proje bekliyordum. Bu bakımdan oynamayı kabul ettim.

* Semir Arslanyürek, sonuçta Rus ekoIüyle yetişmiş bir yönetmen ve tekniği değişik olmalı. Siz ise yıllardır Türk yönetmenlerle çalıştınız. Farklılıklar neler? 

Öncelikle çok titiz. En önemlisi de değişik kamera zaviyeleri var. Bir başka farklı tarafı, oyuncuyla olan diyaloğu. Bu filmde fazlasıyla çocuk oyuncu var ve onlarla çalışmak çok zordur. Semir bunun üstesinden biliyor

* Bir zamanlar Kültür Bakanı olacağınız yolunda söylentiler çıkmıştı. Olsaydınız, ortam çok mu farklı olurdu?

Bu teklifi bana rahmetli Özal yapmıştı. Pek birşeyi değiştirebileceğimi düşünmüyo çünkü gerçek bir hanımefendi ve kültür insanı olan Gencay Gürün bile meselelerin üstesinden gelemedi. Ben de Gencay Hanım'dan fazlasını yapamazdım.

* Bizim kuşak örneğin herhangi bir sabah televizyonu açtığımızda sizin ya da kuşakdaşlarınızın filmini gördüğümüzde, birden çocukIuk günlerimize dönüyoruz. Siz bu filmleri gördüğünüzde neler hissediyorsunuz?

Onlar sonuçta benim çocuklarım gibi. Tabii ki hüzünle karışık birtakım duygular hissediyorum. Ama onlara karşı hiçbir olumsuz bakışım yok. Onları seviyor, tekrar tekrar izliyorum. Ayrıca onlardaki samimiyet duygusunun çok kez hala aşılamadığını düşünüyorum.

*Dördünüz (Koçyiğit, Şoray, Girik ve Akın) birer efsaneydiniz ve ilk defa geçenlerde biraraya geldiniz. Geçmişte, bugünün starları gibi ciddi bir kapışma ortamının içinde yoktunuz ve herşey sanki masallardaki gibiydi. Bunun insan doğasına aykırı olduğunu hiç düşünmediniz mi?

Biz o kadar çok çalışırdık ki setten sete gıderken bunları düşünmeye fırsatımız bile olmazdı. Çekişmeye gelince, bize insan doğasının böyle olduğu öğretilmişti. Hepimizin imajları, alacağı roller belliydi ve kimse kimsenin rolüne talip olmazdı. Böyle bir ortamda da gül gibi geçinip gittik

* İffetli, namuslu, anaç yani bildik Hülya Koçyiğit imajı... Bunu yıkmayı birkaç  - filmde denediniz ama yine de akıllarımızda hep oyle kaldınız. Bu sızde hıç sıkıntı yaratmadı mı?

Hani insanın kendi geçmişinden kaçamaması gibi, ben de bu imajdan kurtulamadım. Evet, birkaç filmde kırmayı denedim ama olmadı. Fakat şunu söyleyebilirim, bundan pek rahatsız olmadım. Beni seyirci böyle tanıdı ve sevdi. Bundan ancak mutluluk duyabilirim.

* Bugünkü çekimler sırasında, ara verildiğinde halk yine yanınızdaydı. 10 yıldır dışardasınız. Halk değişmiş mi?

Yok, hayır. ilgilileri hep aynı. Bir anımı  anlatayım; 12 yıl kadar önce ingilizce'mi ilerIetmek için Londra'ya gitmiştim. Üç ay boyunca kimse bana özel bir ilgi göstermedi, tanımadı, yolumu kesmedi. Çok sıkıldığını farkettim. Buradaki özel ilgiyi hiç bir yerde bulamayacağımı biliyorum. -